Ana Sayfa   Kurumumuz Hakkında   Okuyucu Hizmetleri   İletişim  
   
 
Görme Engelliler
TRT 2-Şehir ve Medeniyet
Konuşmalar
Foto Galeri
 

“Bir Kütüphane Memuresinin Buruk Bir Aşk Hikâyesi ‘MUHAYYER’” İlyas DİRİN
“Bir Kütüphane Memuresinin Buruk Bir Aşk Hikâyesi ‘MUHAYYER’” * İlyas DİRİN *Türk Edebiyatı. 2009 (429), s.50-52
27/02/2010 - 15:29

“Bir Kütüphane Memuresinin Buruk Bir Aşk Hikâyesi ‘MUHAYYER’”  *

 

İlyas DİRİN

 

*Türk Edebiyatı. 2009 (429),  s.50-52

  

Ramazan Dikmen, 1970'li yıllarda yayımlanmaya başladığı hikâyeleriyle tanınan, 10 Nisan 1997'de genç yaşta kaybettiğimiz önemli bir hikâyeci. Kısacık ömründe edebiyatımıza Kıyıya Vuranlar ve Afife Ablanın İncileri (1) adıyla iki hikâye kitabı kazandırdı. "Muhayyer" ile "Kıyıya Vuranlar", en beğenileri ve çok atıf yapılan hikâyelerindendir. Bu yazımızda, bir kütüphaneyi bu mekân la adeta bütünleşen kahramanın münzevi hayatını anlattığı "Muhayyer" hikâyesi üzerinde durmak istiyoruz.

 

"Muhayyer", iki bölümden oluşan bir hikâyedir Birinci bölümde kahramanın lise ve üniversite yılları, farklı zaman dilimleri iç içe verilerek anlatılır. Anlatım bakımından bu hikâyede en çok dikkat çeken taraf zaman olgusudur. Hikâye çok geniş bir zaman dilimine yayılmış olmakla birlikte zincirleme gelişen olaylardan ve takvime bağlı bir zamandan söz edemeyiz. Bu yüzden ilk bakışta karmaşık gibi görünen hikâye, parçalar bir araya getirildiği zaman ete kemiğe bürünür.

 

Buruk bir aşk hikâyesi olan "Muhayyer", bu yönüyle Ramazan Dikmen'in hikâyelerinin karakteristik özelliklerini de yansıtır. "Hikâyelerimde umutsuzluğa kapılan kahramanların kavuşmayla neticelenmeyen aşk ilişkileri vardır. Aşk ise kahramanların kavuşmalarını engelleyen zihniyet farklılıkları taşımalarından doğuyor. Fakat ayrılıktan dolayı aşk bitmiyor. Burada nostaljik bir ah ederek, ‘keşke böyle olmasaydı da…’ dercesine bir tavır sergilenir. Özellikle yıkıma uğramış kahramanların gözünde bu böyle."(2)

 

Dikmen'in hikâyelerinin başka bir özelliği de asıl hikâye kahramanlarının isimsiz olmalarıdır. “Muhayyer'in ikinci bölümünde kütüphane memuresi olan kahraman, birinci bölümde musikiye istidatlı liseli bir genç kız olarak karşımıza çıkar. Hikâye boyunca ise daha çok iki kişinin ismi geçer. Birincisi sıra arkadaşı ve onu Üsküdar'daki musiki cemiyetine yönlendiren Semahat ile sevdiği genç olan Turan.

 

Hikâyenin birinci bölümü, 12 Eylül İhtilalı’nın ilk günlerinde başlar. Genç kızın babası müftüdür ve tayinini İstanbul'a aldırarak Üsküdar'da taşınmıştır. 12 Eylül'ün oluşturduğu atmosfer neticesinde sakalını kesmek zorunda kalmıştır. Kızının Üsküdar'daki musiki cemiyetine girdiğinden de haberi olmaz. Hikâye bir süre genç kızın ailesinden habersiz cemiyete gidip gelmesi ve babasından bu konuda izin istemek için çektiği sıkıntılar üzerine devam eder. Fakat babası ihtilalın etkisiyle çok gergindir. Hatta minarelerden Türkçe ezan
sesi duyma endişesi taşımaktadır. Bu yüzden genç kız, bir türlü onunla konuşma fırsatı bulamaz. Diğer taraftan genç kızın cemiyete gidip gelmeye başlamasıyla birlikte en başta Üsküdar olmak üzere çok canlı İstanbul tasvirleri hikâyenin birinci bölümünde önemli bir unsur olarak belirir.

 

Genç kız, cemiyete devam edebilme konusunda uzun süre stresini yaşadığı izni liseyi bitirdiği günlerde babasından koparır. Artık arkadaşı Turan'la birlikte cemiyete rahatça gidip gelmektedir. Genç kız Kütüphanecilik. Turan ise Türkoloji bölümünü aynı fakültede bitirirler. Cemiyet ve fakülte yılları, iki genci birbirine yakınlaştırır. Genç kız bir kütüphanede çalışmaya başlamış, Turan ise koro şefi olarak adını duyurmuştur. Fakat evliliğin gündeme gelmesinin an meselesi olduğu ve herkesin onları sözlü olarak bildiği halde
Turan bir gün, "Yetişme tarzlarımız çok farklı. Gerçekçi olalım. Yürümez bu iş. En iyisi yol yakınken..." (s. 20) deyiverir.

 

Bütün bunlar okuyucuya Anadolu'nun bir şehrinde emekliliğini bekleyen bir kütüphane memuresinin bilinçaltı dünyasından yansıtılır:

 

 ”Aslında Turan'ın söylemek istediği tamamen başkaydı. O bir kere yükselmeyi kafasına koymuştu. Kendisiyse enikonu bir müftü kızıydı. Bu haliyle Turan'ın emeline ulaştırmasını kolaylaştıramazdı. Kolaylaştırmak şöyle dursun ona engel olurdu.
Yoksa Seval'de ne bulmuş olabilirdi Turan. O sıska kızı sevmediğini herkes biliyordu. Ama kızın babası cemiyette hocaydı. Çevresi genişti. Hatırı sayı1ıyordu. Birçok sanatçı yetiştirmişti. Radyoda bir dediği iki edilmiyordu. Kız o günler cemiyete gelip giderken Turan'a abayı yakmıştı. O da önüne çıkan fırsatı kaçırmak istememişti." (s. 20).

 

İkinci bölümde Turan'ın bu tercihinin meyvelerini toplamış olduğunu görürüz. Yani kahramanın kütüphane görevinden emekliliğinin yaklaştığı dönemde o ünlü şarkıcı Turan Özgen'dir artık. Hikâyenin ikinci bölümünde kütüphaneyle ve anlatıcının kimliğiyle karşılaşırız. Kahraman anlatıcı, hemen kütüphane memuresinin (genç kız) çalıştığı kütüphane ile okuyucuyu yüz yüze getirir. Anlatıcı. Kütüphanenin bulunduğu şehre geçici görevle giden bir memurdur. Fırsat buldukça kütüphaneye gidip çalışmaktadır. Bu gidişleri ise genelde geç vakte denk gelmektedir. Hikâyenin bu bölümü, tamamen anlatıcının gözlem ve bakış
açısıyla yansıtılır.

 

Öncelikle "Muhayyer" hikâyesinin doğuşunu ve mekân olarak bir kütüphanenin seçilmesini yazardan dinleyelim:

 

 Antalya'nın Elmalı ilçesinde, çalıştığını kamu kurumu beni turneye göndermişti. Orada Osmanlı'dan kalma Ömer Paşa Camii'nin külliyesi olarak yapılmış el yazmalarıyla ünlü bir kütüphane bulunmaktadır. O kütüphaneyi gördüğüm zaman çok güzel bir hikâye mekânı olarak düşünmüştüm. Gerisi ise tamamıyla fiktiftir. Yani o mekâna uygun birbirini tamamlayan kahramanlar hayal ürünü olarak karşımıza çıkar. İşte Muhayyer isimli hikaye de bu şekilde doğmuş olur."(3)

 

Kahraman anlatıcı, birinci bölümde genç kız olarak karşımıza çıkan kahramanı bize kütüphane ekseninde emekliliği yaklaşmış bir memure olarak takdim eder. Ondan hem yaşanılan ana hem de geçmişe ait birtakım bilgiler vererek bahseder. Artık hikâyenin bu ikinci bölümünde dağınıkmış gibi duran parçalar bir araya gelmeye başlar.

 

Kahraman anlatıcı, memureyle kütüphanedeki çalışma saatleri neticesinde yakın dostluk kurar. Onun anlatımıyla kadın kahramanın kütüphanedeki alışkanlıklarını, hal ve hareketlerini yakından takip ederiz. Bunların başında radyodan birlikte dinledikleri fasıl programları, semaverde kaynayan çay ve sair zamanlarda daldığı yazma kitap ve vazosunda çiçekler gelmektedir.

 

Kadın kahramanın babası, emekli olunca baba ocağına dönmüştür. O da yıllarca farklı şehirlerde görev yaptıktan sonra güç bela ailesinin yaşadığı şehre tayinini aldırır. Anne ve babasıyla, dedesinden kalma ahşap bir evde yaşamaya başlarlar. Böylece aile uzun bir aradan sonra bir araya gelmiş olur. Ancak bir süre sonra babasını kaybedince içine kapanır. Onun bu durumu dışarıdan bakılınca kendini beğenmiş, azıcık da kafadan sakat bir insan intibaı bırakmaktadır. Fakat kahraman anlatıcı, onu yakından tanıdıkça bu intibaın yanıltıcı olduğunu anlayacaktır:

 

"Bir kere alçakgönüllü insandı. İyi niyetliydi, yardımseverdi. Kimseye tepeden baktığı filan yoktu. Yerinde sohbet etmeği severdi. Ama bir bakıma o da, nüfusunun yarısı, turizm sarhoşluğuna kapılıp yakın kıyı kasabalarına göçen bu eski dağ şehrine benziyordu. Çevresi gittikçe boşalıyor, ıssızlaşıyordu. Görüşülecek insanlar günden güne birer ikişer tükeniyordu. Canının ısındığı insanlar bulamıyorsa, yalnız ve küskün görünmesin de ne yapsındı?” (s. 24)

 

Kadın kahramanın yaşadığı ortam ve çevresi, adeta onun ruh halini besleyen unsurlardır aynı zamanda. Yaşlı bir anne ve baba, ahşap bir ev, yazma eserleriyle tanınan tenha ve eski bir kütüphane, klasik Türk müziği, divanlar... Bunların ardından gelen yalnızlık ve küskünlük…

.

Kısa bir süre içerisinde kahraman anlatıcıyla kütüphane memuresi arasındaki samimiyet sanki kırk yıllık dostluğa döner. Artık ikindi çaylarını beraber içmeye başlarlar. Bazen de evde kurabiye ve pastalar yapıp kütüphaneye getirerek beraber yerler. Bu ikindi çayları ve radyodaki fasıllar, bir bakıma paylaşılan yalnızlıklardan saadet devşirdikleri anlara dönüşür. .

 

Kahraman anlatıcıya göre onun inceliğine diyecek yoktu. Bu inceliğini günün birinde anlatıcıyı bir akşam evine yemeğe davet edecek kadar ileri götürür. Bu davet, memurenin ev halini olduğu gibi okuyucuya yansıtır. Adeta onun yaşadığı ev, yaşanılan zamana inat, farklı bir zamanı temsil etmektedir. Bu ev ziyareti, anlatıcının onun bir başka yönünü de keşfetmesine imkân sağlar:

 

"Udu duvardan indiriyor. Mızrapla bir süre gelişigüzel vuruyor tellere. Sonra çalmaya başlıyor. İnce, içten bir segâh, Evet. Ben de kalan görüntülerinden biri daha. Kucağında udu. Başı yana eğik. Gözleri kapalı. Tellerin üstünde donmuş eli sonsuz bir taksimde geziniyor." (s. 25)

 

Bu ev ziyareti neticesinde, Anadolu'nun küçük bir şehrinde kendi suskunluğunu yaşayan kütüphane memuresi, anlatıcı kahramanın gözünde daha da soylu bir kişiliğe bürünür. Soylu bir kişidir o; çünkü yüz üstü bırakılmış olmasına rağmen sevgisinden pişmanlık duymamış ve hayatında ikinci bir sevdaya yer vermemiştir. Fakat gönül kırıklığını dinlediği ve söylediği şarkılarda yansıtır. Emekliğinin yaklaştığı günlerde eski şarkılar ve divanlar ise onun için bir teselli kaynağıdır.

 

Geleceğe ait birtakım bilgilerin yaşanılan anda, geçmişe ait olanların ise gelecekte saklı olduğu, kahramanlar ve mekan ekseninde incelemeye çalıştığımız "Muhayyer" hikayesi, geleneksel halk hikayeleri ile modern hikayeciliğin harmanlandığı bir yerde durmaktadır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

 

1-      Bu iki hikâye kitabı daha sonra Hece yayınları tarafından Muhayyer (Ankara, 2006, 219 s.) adıyla tek kitap olarak yayımlanmıştır. Yazımızda Muhayyer" ile ilgili alıntılar hikâyelerin bu baskısından yapılmıştır.

2-      "Ramazan Dikmen'le Konuşma: Kendini Yazan Hikâyeler", İlyas Dirin, Yedi İklim, nr. 78, Eylül 1996, s. 15.

3-      Agy., s. 14.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
İlgili Başlıklar
Kitap tamamen mi ölüyor? - Kör Suikastçi adlı romanıyla bilinen Margaret Atwood'un yazısı.
Kitap tamamen mi ölüyor?
ALO 171'İ ARA SİGARAYI BIRAK
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ TARİHİNDEN ALDIĞI SORUMLULUKLA ÖNEMLİ BİR PROJEYE DAHA İMZA ATIYOR.
Osmanlı Döneminde İstanbul'da Kadınların Kurduğu Kütüphaneler - Ayten ŞAN
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, İstanbul 2010 Ajansı desteğiyle yürüttüğü "İstanbul Kadın Kadın İstanbul" projesinin sonunda aynı adla bir de kitap yayımlandı.İşte bu kitaptan Beyazıt devlet Kütüphanesi Müdürü Ayten Şan'ın Yazısı ...
Beyazıt Devlet Kütüphanesi İçin Bir Küçük Mektup - Sennur SEZER
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ İÇİN BİR KÜÇÜK MEKTUP - Sennur SEZER SEZER, Sennur, beyazıt Devlet Kütüphanesi 125 Yaşında, Haziran 2010, İstanbul
ORHAN BURİAN'IN DÜŞÜNCE DÜNYASI - Ayten ŞAN
ORHAN BURİAN'IN DÜŞÜNCE DÜNYASI Ayten ŞAN İstanbul, 25.12.2002
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ YAZMA ESER KOLEKSİYONLARI*, Nimet BAYRAKTAR
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ YAZMA ESER KOLEKSİYONLARI* Bayraktar, Nimet. Beyazıt Devlet Kütüphanesi 125 Yaşında. Haz. V.Gülçek, S.Şentürk. İstanbul, 2010
KÜTÜPHANECİ VE KÜTÜPHANELERİN FELSEFECİ DOSTU ARSLAN KAYNARDAĞ - Ayten ŞAN
ESKİÇAGDA KÜTÜPHANE KAVRAMINI BELİRTMEK İÇİN KULANILAN KELİMELER ve ANLAMLARI
ESKİÇAGDA KÜTÜPHANE KAVRAMINI BELİRTMEK İÇİN KULANILAN KELİMELER ve ANLAMLARI Dr.Nuray YILDIZ, "Eskiçağ Kütüphaneleri" MÜ Fen Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1985

PROF. DR. ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI

*İsmail Saib Sencer’in ölümünün 40. Yılı dolayısıyla 1980’de Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde düzenlenen anma gününde yapılan konuşmanın tam metni.

n

"İŞLETME OLARAK KÜTÜPHANELER" Prof.Dr. Jale BAYSAL

n

“Bir Kütüphane Memuresinin Buruk Bir Aşk Hikâyesi ‘MUHAYYER’” İlyas DİRİN

n

KÜTÜPHANE VE KİTAP VAKFİYELERİ İLE FİHRİSTLERİNİN KÜTÜPHANECİLİK TARİHİ BAKIMINDAN DEĞERİ VE ÖNEMİ, Nimet BAYRAKTAR

n

DÜNYAYI DEGİŞTİREN BÜYÜK OLAYLARDAN BİRİ: KİTAP BASMACILIĞI* Prof. Dr. Jale BAYSAL

n

"DEVLET KÜTÜPHANESİ, KAPI KOMŞUMUZ" Arslan KAYNARDAĞ

n

"KİTABIN ZAFERİ" Muzaffer GÖKMAN. 1984

n

Üyelik Sistemi

n

Kütüphanemizin Çalışma Saatleri

n

Kütüphane nedir?
 
GÜNCEL DUYURULAR

ALO 171'İ ARA SİGARAYI BIRAK

BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ TARİHİNDEN ALDIĞI SORUMLULUKLA ÖNEMLİ BİR PROJEYE DAHA İMZA ATIYOR.

KÜTÜPHANEMİZİN ÇALIŞMA SAATLERİ İÇİN TIKLAYIN.

Üyelik Sistemi

SİTE ÜYELİĞİ
Kullanıcı:  
Şifre:
 
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü - Her Hakkı Saklıdır © 2010 Beyazıt Devlet Kütüphanesi
Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net
Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat