DEVLET KÜTÜPHANESİ, KAPI KOMŞUMUZ*
Arslan KAYNARDAĞ
*Beyazıt Devlet Kütüphanesi 100 Yaşında Haz. Hasan DUMAN, 1984
Yıl 1956, Sahhaflar Çarşısı'nın tanınmış kitapçısı Nizamettin Aktuç'un yanında çıraklık yapıyorum. Elimden sayısız eski kitap geçmeye başlamıştı. Bir yandan alınan satılan kitapları incelemeye çalışıyor, bir yandan da dükkâna gelen bilim adamlarının, kitap meraklılarının konuşmalarına kulak veriyordum. Herkesten, yeni şeyler öğrenmekte idim. Üniversite, bütün enstitüleriyle yanı başımızdaydı. Hocalar, öğrenciler, Avrupa, Amerika, Asya'dan araştırma yapmak için gelenler çarşı'ya özellikle Nizamettin Bey'in dükkânına uğramadan edemiyorlardı. Benim, nice kitap dostu ve bilim adamıyla kurduğum sevgi bağlılığı o günlerden başlar.
Yalnız Üniversite değildi yanı başımızda olan, İstanbul'un bütün kütüphaneleri bize yakındı. Cami'in yanındaki ünlü kestane ağacının altında çay içsek Belediye Kütüphanesi'ni görürdük; biraz yürürsek, Üniversite Merkez Kütüphanesi'ne, oradan iki adım daha atsak Süleymaniye Kütüphanesi'ne ulaşırdık. Hepsinden önemlisi Beyazıt Umumi Kütüphanesi kapı komşumuzdu. Kütüphane müdürleri Çarşı'daki kitapçıların hepsiyle arkadaştılar, dosttular. Muzaffer Gökman, Orhan Durusoy, Nurettin Kalkandelen, kütüphanelerin deki işlerine giderlerken, ya da işlerinden çıktıklarında bize muhakkak bir
merhaba derlerdi. Kütüphanelerle Çarşı arasında güzel bir bağ, bir yardımlaşma geleneği kurulmuştu. Onların ve bizim ortak konumuz kitap ve kültür olduğuna göre bu güzel anlaşma çok doğal bir şeydi.
Hatırlıyorum, o zaman Beyazıt Umumi Kütüphanesi'nde büyük onarım ve restorasyon çalışmaları yapılmakta idi. Zamanın Kütüphaneler Müdürü Aziz Berker Ankara'dan her geldiğinde onarım işlerini gözden geçirirdi. Muzaffer Gökman Kütüphane'den ayrılmıyor, titiz bir dikkatle, yapılan her şeyi kontrol ediyordu. Kendisinin de haklı olarak dediği gibi Beyazıt Kütüphanesinin ikinci kuruluşu olacaktı bu.
Gökman 1956'da yayınladığı kitapçıkta o zaman yapılan işleri pek güzel değerlendirmiştir (*). Bu kitapta aynı zamanda Kütüphane'nin kısa tarihi de vardır.
Restorasyondan sonra, 24 Nisan 1956 günü güzel bir açılış töreni yapıldı. O gün dükkâna Hakkı Tarık Us gelmişti. Uzunca süren hastalığından sonraki ilk gelişiydi bu. Kütüphane'nin açılışına gitmek için birlikte çıktık. Birkaç adım atmıştık ki Hasan Ali Yücel ile karşılaştık; o da açılışa gidiyordu. Biraz erken gelmiş, fırsattan yararlanarak bu pek sevdiği çarşının havasını teneffüs etmek istemişti. Yücel'i görenler kendisine saygı gösteriyor, elini öpmek istiyorlardı. O da bir çelebi tevazuu göstererek elini öptürmeden çekiyor, eline sarılanların yanaklarını öpüyordu.
Açış konuşmasını Maarif Vekili Ahmet Uzel yaptı. «Maarif Vekili» diyorum, çünkü o zaman «Milli Eğitim Bakanı» yerine «Maarif Vekili» denilmeye başlanmıştı. Resmi terim bu idi.
Vekilden sonra sevimli tarih profesörü Mükrimin Halil Yınanç söz alarak «İslamiyet’te kütüphanelerin ve kitap ilgisinin tarihini anlattı. Konuşmalar bittikten sonra, kitapseverler, öğretmenler, gazeteciler ve kütüphanecilerden meydana gelen davetliler büfeye buyur edildiler; limonata ve pasta sunuldu.
Ünlü biyografi bilgini, tarihçi, kitap ve kütüphane dostu İbnül Emin Mahmut Kemal de orada idi. Profesör Mükrimin Halil, İbnül Emin'e Hasan Ali Yücel'i göstererek «İkimiz de lise talebesiydik», dedi, «daha bıyıklarımız terlememişti, Buraya gelir Şeyhi Divanı'nı istinsah ederdik». Sonra kendi aralarında uzun, uzun konuştular. Ayıp olur diye yanlarına pek yaklaşamadım ve ne konuştular işitemedim. Yalnız sık sık gülüştüklerini görüyordum. Her halde, İbnül Emin arka arkaya o pek meşhur nüktelerini yapıyordu.
Kültür tarihçimiz belediyeci Osman Ergin ve Profesör Süheyl Ünver de oradaydılar. Gözleri parlıyordu ikisinin de. Gördüklerinden pek memnun oldukları anlaşılıyordu. Zaten herkes gördüklerinden memnundu; sevinç ve saygı içindeydik. Kütüphane cidden işe yarar bir duruma gelmişti. Biraz paranın, paradan çok himmet ve ilginin ne güzel işler yapabileceği ortadaydı. Yetmiş yıl önce Devlet ahırı olarak kullanılan bu yer, şimdi Türkiye'nin başta gelen kütüphanelerinden biri olmuş, çağdaş olanaklarla donatılmaya başlanmıştı.
Beyazıt Umumi Kütüphanesi daha sonra Beyazıt Devlet Kütüphanesi adını aldı. İstanbul'un bu değerli kütüphanesi ve dost kütüphanecileriyle ilgili daha nice anılarım vardır. Burada yalnız birini anlattım.
(*) Gökman Muzaffer, Beyazıt Umumi Kütüphanesi, İstanbul 1956.