Ana Sayfa   Kurumumuz Hakkında   Okuyucu Hizmetleri   İletişim  
   
 
Görme Engelliler
TRT 2-Şehir ve Medeniyet
Konuşmalar
Foto Galeri
 

"KİTABIN ZAFERİ" Muzaffer GÖKMAN. 1984
14/02/2010 - 00:09

KITABIN ZAFERİ*

 

Muzaffer GÖKMAN

1984

*Beyazıt Devlet Kütüphanesi 100 Yaşında. Haz. Hasan DUMAN

 

Günümüzde canlı kütüphanelerin başta gelen sorunu; yer ve genişleme alanı bulabilmektir. Her ülkede kütüphaneciler arasındaki mesleki konuşmalar döner dolaşır genişleme konusunda birleşir. (1)

Okuyacağınız hikaye yaşanmıştır İstanbul gibi büyük bir kentimizde. Şehrin değil, ülkemizin başta gelen bir kütüphanesi yaşam savaşı vermiş, bir avuç kitap sever; turistlere, cenaze arabalarına otopark yeri yapmanın ön planda olduğuna inanmış kişilerle kıyasıya boğuşmuş, ama sonunda galip gelen, zaferi kazanan kitap olmuştur.

Tanzimattan sonra başkent İstanbul'da Devlet eliyle, batı anlayışı içinde bir Devlet Kütüphanesi kurulması düşünülür (2). O yüzyıllarda Milli kelimesi o kadar ürkektir ki sözlüklerimize dahi girmekte zorluk çekmektedir. Kütüphane Devlet-State olarak kurulacaktır ama, temelinde Milli'lik yatacak ve devlet eliyle kurulan ilk kütüphane bayrağını taşıyacaktır.

1882'de ilk Milli Kütüphane'miz (Kütüphane-i Umumi-i Osmani) adını taşıyan İstanbul'da bugünkü adıyla Beyazıt Devlet Kütüphanesi kapılarını büyük ümitlerle araştırıcılara açar. Elinizde tuttuğunuz anıda yer alan yazı ve makalelerde de söz edildiği gibi uzun yıllar sürdürür çalışmasını. (3)  

1930'larda ilk yer darlığı belirtileri başlar. Geçici bir önlem olarak Kütüphanenin bitişiğindeki imaret bölümlerinden biri Vakıflardan kiralanır (4), o da yetmez olur kısa bir sürede. 1934 yılının ikinci yarısında Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununun uygulanması sonucu yurtiçi yayınlardan birer nüsha gelmeye başlar kütüphaneye (5). Bunun ortalama ölçüsü yıl geçtikçe artarak her ay bir kamyon dolusu kitap, gazete, dergi, afiş, v.b. nin mevcuda katılması demektir. Bunlardan değil yararlanmak, korunması dahi bir konu olur ve uzun yıllar bir çözüm bulunamaz.

1946 yılından başlayarak kütüphanede geniş bir restorasyon çalışmasına girişilir. Bu çalışmalara ve genişlemeye kütüphanenin yeniden doğuşu diyenler dahi olacaktır. Vakıflar İdaresi harap, yer yer çökmüş bulunan Beyazıt İmareti'nin intifa hakkını bütünüyle Milli Eğitim Bakanlığı'na bıraktığından, Kütüphaneler Genel Müdürü merhum Aziz Berker (6),in döneminde (7) gibi ehil ellerde restore edilir Beyazıt İmareti, Kütüphanenin yararlanabilmesi için de tarihi hüviyetine zarar verilmeden en modern kütüphane bireyleriyle donatılır.

500 yıllık binada madeni üç katlı kitap raflarının uzunluğu 18.000 metreye yaklaşır. Büyük okuma salonu; konferans ve müzik toplantıları yapılabilecek hale getirilir. Yurdumuzda ilk kez müstakil bir katalog dairesi hizmete girer. Cilt-Mathaa-Bakım servisi- Çocuk kütüphanesi yer alır kubbelerin altında (8). Seçkin ve yetişkin personelin katkısıyla sürdürülen bu altın devir en çok onbeş yıl sürer ve ufukta kara kara yer darlığı bulutları belirmeye başlar.

Bir gün kütüphaneye Ankara Caddesi'nin eskilerinden İrfan Derman gelmişti. Basın mensuplarıyla devamlı ilişkilerimiz olduğundan hemen hemen ekserisiyle tanışırdık. Onların İstanbul'da tek baş vuracakları, müşküllerini çözümleyecekleri canlı kütüphane, Beyazıt Devlet Kütüphanesi idi. Salonda çalışmalarını bitirenler idareye uğramadan geçemezlerdi. Akşam Gazetesi yazı işleri müdürlerinden İrfan Derman’da uğramıştı idareye. Sanırım 1965 yılı başlarıydı. Aramızda şöyle bir konuşmanın geçtiğini hatırlarım.

- Muzaffer; bu devamlı akan gazete, kitabı birkaç yıl sonra nereye koyacaksın?

- Birkaç yıl değil, şimdiden yer bulamıyorum ama bir endişem yok.Dişçilik Okulu yeni binasına geçince...

Cümlemi bitirmeme zaman vermedi.

- Kim veriyor binayı size?

- Verildi bile!

Ve zevkle anlatmaya başladım. Milyonlar harcanarak onarılan, ek bir bina yapılarak dörtken haline getirilen İstanbul Üniversitesi Diş tababeti Okulu'nun bu durumuyla da ihtiyacı karşılayamayacağı anlaşıldığından Çapa'daki yeni binasına taşınıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı; İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne, İstanbul Valiliği’ne ve İstanbul Belediyesi Başkanlığı’na yazarak gerekli girişimleri yaptı. 109 pafta, 612 ada, 25 parsel sayılı 1694 m2 alan içindeki okul olarak kullanılan Askeri Misafirhane ve Jandarma Dairesi  namıyla maruf bina ve altındaki 13 dükkan ile tapu kütüğünün 89. sayfasındaki Maliye Hazinesine kayıtlı büyük bir bölümünden gerekli şekilde yararlanabileceğiz. Esasen aramızda bir duvar var.

Derman dostum açıklamamı dinledi, dinledi ama, yine de ısrarından vazgeçmedi.

- Muzaffer... Sen beni dinle. İstanbul Belediyesine gözü açık birini gönder şu işi bir soruştur. Halen emekli olan değerli meslektaşım Niyazi Ergül bu işlerin kompetanı idi. En zor işleri, en güç koşullar altında çözümler getirirdi bizlere. Belediye'ye koştu değil de uçtu diyebilirim. Döndü geldi ama, 1961' den başlayarak büyük: umutlarla bağlandığımız Diş Tababeti Okulu binası
elimizden
uçup gitmişti. Daha doğru bir deyimle uçurmuşlardı elimizden.

1963 yılında Bakanlar Kurulunun 28.8.1963 gün ve 6/1922 sayılı Kararnamesi ile, 6785 sayılı İmar Kanununun 31. maddesi uyarınca bedelsiz ve musakkaf kısmının ise takdir edilen 487.480 lira karşılığında İstanbul Belediyesine satılmış, satış bedeli de Belediyenin parası olmadığından, o yıl Hükümetin İstanbul Belediyesine yapacağı yardımdan düşülmesi uygun görülmüş.

Milyonlar harcanarak onarılan, U şeklindeki yapı tarzının açık ağzına üç katlı ek bir bina yapılarak genişletilen, kesme taştan yapılmış, üç katlı, geniş mermer merdivenli, mermer sütunların süslediği, koridorları beyaz mermer kaplı tarihi bina, metre karesi yüzbinler eden Beyazıt Meydanı'nda, 1694 m2 toprağıyla, hem de veresiye olarak İstanbul Belediyesine 487 bin
liraya satılmıştı.

Bir bölümünün kütüphaneye verilmesi için oybirliğiyle alınan kararlar, yazılanlar, cevaplar ne olmuştu? Beyazıt Devlet Kütüphanesinin okuma salonu yer darlığından dolayı kontrplakla bölünerek açılamamış kitap-gazete paketlerinin korunması için ayrılmıştı. Bu tahta perde her geçen ay okuyucu yerleri daraltılmak suretiyle biraz daha büyültülüyor, o güzelim okuma salonu artık bir ambar görüntüsü veriyordu.

İstanbul Belediyesinin yaptığı açıklama son derece düşündürücüydü (9).

“... Beyazıt Meydan projeleri üzerinde yapılan değişiklikler esnasında söz konusu alanın turist ve cenaze arabaları için otopark yeri olarak ayrılması gerektiği düşünülmüş ve hazırlanan plan gerekli tasdik mercilerinden geçerek yürürlüğe girmiştir,”

Kütüphaneden evvel cenaze arabalarına yer temin eden bir anlayış.


Dünyadan evvel ahret...
 

Durum Kütüphaneler Genel Müdürlüğüne bildirildi. Müdür ismet Parmaksızoğlu (9b). Durumu yakından bilen arkadaşım Parmaksızoğlu, Bakanımız İbrahim Öktem'e olayı bütün ayrıntılarıyla anlatmış. Bakan eski bir idareci. İşin çapraşıklığını görerek, genel müdürün de İstanbul'a gitmesini öngörmüş. Biri resmi, diğeri yarı resmi merhum Haşim İşcan'a  yazılmış iki mektupla geldi. İşcan'dan randevu aldık ertesi gün için.

Ertesi gün Parmaksızoğlu ile kütüphaneden çıkarken bir dostum vardı odada. Yine bir basın mensubu ve kitap dostu. Bugün de Ankara Caddesindedir. Nereye gittiğimizi öğrenince:

- Boşuna zahmet dedi... Kararından döndüremezsiniz.

- Eski bir öğretmen olduğunu söylüyorlar. Evimin bodrum katına iskan müsaadesi almaya gitmiyorum ya !.

- Ben İşcan’ı çok eskiden tanırım. Onun için belediyeye hizmet ve gelir söz konusudur. ... Ümitli olma.

Bu konuşma şeklini o gün umursamadım. Ama sonraları çok düşündüm. hala da düşünürüm. Parmaksızoğlu ile birlikte gittik. Parmaksızoğlu yaşından çok olgun, konuşmasını bilen bir arkadaşımızdı. Merhum İşcan'ın bizi içtenlikle karşıladığını söyleyemeyeceğim. Resmi ve özel mektupları verdik. Parmaksızoğlu; durumu, kütüphanenin işlemez bir hale geldiğini anlattı.
İşcan, bir an evvel gitmemizi ister bir tutum içinde:

- Diş Tababeti Okulunu satın alındığını, Beyazıt Meydan planının değiştirildiğini, İmar ve İskan Bakanlığınca onaylandığını, cenaze arabaları ve turist arabaları için otopark yapılacağını... katı ve kesik cümlelerle tekrarladı.

Artık çıkmamızdan başka bir şey kalmamıştı. Son bir ümitle:

- Haşim Beyefendi... diye başladım söze. Eski bir öğretmen olarak bir şey rica edeceğim. Erken saatlerde İstanbul'u denetlediğinizi gazetelerde okuyoruz. Bir sabah kahvesini Kütüphanemizde içseniz. Kütüphanemizi de tanımış olursunuz.

Kütüphanenin restorasyondan sonraki durumunu görmesini ve yıkılmasına kesin olarak kararlı olduğu binadan biraz toprak koparabileceğimizi hala ümit ediyordum.

- Ben Beyazıt (Umumi) Devlet Kütüphanesini bilirim.

- Ben yirmi yıldan beri orada müdürüm. Bir kere kapısından girdiğinizi görmedim.

Konuşma gittikçe sertleşeceğe benziyordu. Genel Müdür Parmaksızoğlu konuşmaya karışma lüzumunu hissetti... Ayrıldık. Belediye Sarayından Beyazıt Meydanı'na kadar bir tek kelime konuşmadık Parmaksızoğlu ile. Biraz rüzgar, biraz yol… Düşündüklerimden ayırdı beni. Baktım Parmaksızoğlu yan gözle süzüyor beni. Okul arkadaşım koluma girdi.

- Aldırma!.. dedi. Olmazsa kütüphane binası arkasında bulunan Beyazıt Vakfına tecavüz etmiş olan binaları kamulaştırır, Kütüphanenin okuyucu bahçesinden de yararlanarak bir bina yapmaya çalışırız.

Dinleyecek durumda değildim arkadaşımı. O beni teselli etmek için daha birçok şeyler söylüyordu. Bu halde Kütüphaneden içeriye girdik. Kendi kendime:

- İşcan... dedim. Oraya otopark değil kütüphane yapılacak. Sen de bunu göreceksin.

Neye güvenerek böyle konuşabiliyordum. Her halde bu ülkede kitabı, kütüphaneyi seven insanlar vardı. Bu insanları ya ben arayıp bulacak, ya da onlar bizi bulacaktı.

İstanbul'da Beyazıt'ta Vezneciler'den başlayan alt-geçit yapımı sürdürülüyor ve tünelin Beyazıt'ta Kazancılar'a açılacak oları çıkış noktası her nedense, Dişçi Okulu'na dayatılıyordu. Oysaki hakkında türlü şikayetler yapılan, kısa adıyla Anıtlar Yüksek Kurulu, geniş adıyla Gayrı Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu; Diş Tababeti Okulu binasının durumunu üyelerden Prof.Dr. Orhan Alsaç, Prof. Semavi Eyice, Prof. Münir Aktepe'den oluşan bir heyet tarafından binanın incelenerek sonucunun ilk toplantıya getirilmesine (10) karar veriyor ve biz Kurulun bu kararını Kütüphane için ümit ışığı olarak manalandırıyorduk.

Kurul binaya sahip çıkacak mıydı?

İstanbul Belediyesine kalmış olsa buldozerlerini getirip bir gecede binayı yerle bir edip cenaze arabalarını dizecekti.

Anıtlar Yüksek Kurulu; İstanbul Belediyesini devamlı uyarıyor “... özel bir meyille ve fakat Dişçi Okulu hizasını geçmeden ve yeraltı geçidinin bir kısım üstünü açık bırakmak suretiyle ve her halde böyle bir binanın sadece yıkılması için dahi sarf edilecek para kadar bir masrafla yol bağlantısının yapılmasının mümkün olduğu anlaşılmıştır. Dişçi Okulunun korunması..”  (11) İstanbul
Belediyesine de yol gösteriyordu (12)

Artık yalnız değildik. Güçlü bir kuruluş, kitapsever bir topluluk, aralarında bir tek muhalif oy sahibi de olsa bizimle, kendilerini kitaba adayan, kütüphaneciliğe adayan kişilerle beraberdi.

Böyle olmakla beraber Belediye de bir takım çabalar peşinde koşuyordu. Mahkemeye başvurarak Dişçi Okulu'nun tarihi olup olmadığının tespit ettirilmesini istemiş (13) İstanbul İl Sulh Hukuk Mahkemesi de; Prof. Bedi N. Şehsuvaroğlu (14) Prof. Doğan Kuban (15) Prof Şahabettin Tekindağ(16)'dan oluşan bir bilirkişiyi görevlendirerek “... Beyazıt Meydanı'nın özel atmosferin, pozitif katkısı yönünden istenilen ekonomik fedakarlığı gerektirecek bir kültürel değer taşımadığı kanısına varıldığı...”nı içeren bir rapor almıştı.

O tarihte Beyazıt Devlet Kütüphanesi, çeşitli yazılarımızda söz ettiğimiz gibi bir araştırma kütüphanesi olmayıp, kütüphaneden yoksun bulunan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi görevini görüyordu. Sabahın erken saatlerinde kapının önünde kıvrıla kıvrıla uzanan öğrenci kütüphane kuyruğu gelen geçenin ilgisini çekerdi. Bir çizgi halinde uzanan bu kuyruğu kimse bozamazdı. Yazılı bir yönetmeliği yoktu ama 1946'dan sonra uygulanan ve aksaksız yürütülen bu usul, öğrenciler tarafından büyük bir titizlikle sürdürülüyordu. O yıllar da kütüphane 09.00'da açılırdı. 200 kişilik okuma salonu 15 dakika sonra dolar, bir kısım öğrenci o tarihte üzeri henüz kapatılmamış olan (17) avluda ayaklarını birbirine vurarak, ellerini ovuşturarak bekleşirlerdi. Salondan bir kişi çıkacak da bir kişi girecek. Yerler numaralı ve tam bir disiplin. Öğrenci bu disiplini yadırgamazdı, bunun kendi yararına olduğunu bilir ve yöneticileri desteklerdi. Saat 9.15'den sonra gelen hakiki bir okuyucunun, hakiki bir ihtiyaç sahibi araştırmacının içeriye girmesi bir konu idi.

Kütüphane tanımı dışında biz o gün, yurdumuzun her yerinde olduğu gibi «dershane-okuma yeri» görevi görüyorduk. Esasında yurdumuzda da kütüphane-dershane ayrıntılarına girebilecek kişi de parmakla gösterilecek kadar azdı.

İstanbul Belediyesi tüm parasal sıkıntısına rağmen alt-geçit 'i Beyazıt'ta Dişçi Okulu'nun altına gelecek şekilde yürütmesi ve ısrar etmesi çok anlamlıydı. Belediyemiz kararlıydı ve hiçbir şey onu yolundan döndüremiyordu.

Bu kara günlerimizde bir avuç da olsa kitapsever bir arada toplanıyor, dostlar belli oluyordu. Kütüphanemizden devamlı yararlanan ve zaman zaman personele iltifatı da esirgemeyen kalem sahibi dostlardan gazetelerde bir şeyler yazmaları hakkında yaptığımız ricalar devamlı el ovuşturmalar, olur mu ki, nasıl olur?   cümleleriyle karşılanıyordu. Bu kişiler personelin nasıl ağır ve güç koşullar içinde çalıştığını yakından görüyorlardı.

«El elin ölüsüne güle güle ağlar» atasözü böyle günlere ne de güzel uyuyordu.

Kalemine güvendiğimiz dostlar yer yarılıp sanki yere girmişlerdi. Şüphesiz bunların içinde müstesna kişiler de vardı. Merhum Reşat Ekrem Koçu (18)Peşi peşine yayınladığı açık mektuplarla büyüklerimizi, idarecileri, önünden geçerken nedenini bilmediğinden ötürü «hala şu moloz buradan kaldırılmadı...» diye düşünen veya düşünebilen kamuyu aydınlanmaya çalışıyordu (19) «Sayın Başbakan Süleyman Demirel'e açık mektup. Muhakkak ki, çok ağır günlük işleriniz arasında bu açık mektubumu dikkatle okumanızı istirham ederim. Bir ilim İrfan müessesesi ile ilgili önemli meseleyi madde madde arz edeceğim.

1-İstanbul'da Beyazıt'ta - Beyazıt Devlet Kütüphanesi - Türkiye'nin en büyük en zengin kütüphanesidir, Kıymetine baha biçilmez bir hazinedir.

2 - Yeri hayli genişçe olmakla beraber her taraf kitapla ve gazete, dergi koleksiyonları ile dolmuş, yerden yana ileri derecede bir sıkıntı içindedir. Ve etrafında kütüphaneye eklenebilecek bir tek bina vardır. Eski Dişçi Okulu binası.

         3 - Bu okul binası bir Tanzimat Devri yapısıdır. Halen boştur.

4 - İstanbul Belediyesi Başkanlığı Beyazıt'ta Bakırcılar Caddesini genişletmek için bu binayı yıkmak kararındadır.

5 - «Gayri Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu» bir rapor vermiş ve eski Dişçi Okulu binasının tarihi kıymet taşıyan bir yapı olduğunu, asla yıkılamayacağını, bu binanın Beyazıt Devlet Kütüphanesine devri gerektiğini bu raporunda açık olarak belirtmiştir.

6 - Belediye bu rapora rağmen de binayı yıkmak kararında ısrar etmektedir.

7 - Beyazıt'ta Bakırcılar Caddesinin öbür yanı İstanbul Üniversitesi'nin boydan boya avlu duvarıdır. Cadde o taraftan pek ala ve çok daha kolaylıkla genişletilebilir. Duvarın altında bir sıra dükkan vardır. Hiç bir mimarı kıymet taşımamaktadır.

8- Bir büyük kütüphanenin mutlak şekilde muhtaç olduğu Dişçi Okulu binası hiç bir kıymet taşımasa bile o büyük kütüphane için muhafaza edilmeli ve cadde öbür yanında genişletilmelidir. Akıl, mantık, insaf yolu budur. Hem hoca bir yapı heder olmaz, hem de cadde çok daha az masrafla genişler.

9- Bence müzmin bir anlaşmazlık halindeki bu işi ancak ve ancak, Hükümet kesin ve aklıselimin yolu ile halledebilir.

       10- Yüksek Kurulun raporunu getirin ve okuyun.

11- Kütüphaneye hayatını vakfetmiş çok değerli bir müdür olan Muzaffer Gökman'ı çağırtın, dinleyin.

       12 -İstanbul'a teşrifinizde bir kere de bu mesele için kütüphaneyi gezin. Görün. Göğsünüz bir vatandaş olarak iftiharla kabaracaktır,

       13 - Naçiz bir vatandaşınız olarak sizden kesin müdahalenizi beklerim,
       14 - Dişçi Okulu binasının kesin bir Hükümet Kararı ile Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne devri, emin

Olunuz  sayın Başbakan, zatı Devletinizi ve hükümetinizi ilelebet hayırla andıracaktır.

Derin hürmetlerimle.

Reşat Ekrem Koçu

 

Değerli Hocamız Reşat Ekrem Koçu bu dileğini, daha geniş olarak bir kez daha tekrarladı. “Sayın Demirel'e, Dengiz'e ve İşcan'a açık mektup: Beyazıt'taki eski Dişçi Okulu binası hakkında” (20)

Basında Belediyeyi savunan! yazılar da görülüyordu. Bunlardan bir tanesi evvelce spor saatlerinde radyoda sesini zevkle izlediğimiz Eşref Şefik Bey ağabeyimizdi. Dişçilik Okulunun yıkılması hakkında ardı ardına üç yazısı çıkmıştı (21) Her konuda yazı yazabildiğini ispatlayan Üstad'ı ısrarla kütüphaneye davet ettim bir vekar ölçüsü içinde. Tam üç kez bu davetimi çeşitli
özürler bularak geri bıraktı ve gelemedi.

Zaman denilen, geri alınması mümkün olamayan nankör saat işliyordu, Üniversite'nin pırıl pırıl terk ettiği bina şimdi bir harabe idi. Pencere kasaları, kapıları, lavabolar birer birer yok oluyordu. Eski Dişçi Okulunun üst katında bulunan amfiteatri'yi taşıyan ağaçları parçalayan baltaların sesleri kulaklarımıza kadar geliyordu. Bir harabe vardı şimdi Beyazıt'ta. Önünden geçenler, bilir bilmez konuşuyorlardı.

Yıkılsa ne olurdu?

Bilmiyorlardı ki, Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin yaşayıp yaşamaması bu binanın kütüphaneye katılmasına, eklenmesine, birleşmesine bağlıydı. Binanın yıkılmaması, yıkılırsa yola gitmemesi için de bir avuç kitapsever İnsan kıyasıya mücadele veriyordu. (22)

Kütüphanemiz okuyucuları, diğer bir deyimle araştırıcıları arasında her türlü meslek sahibine tesadüf edilir. Bunlardan bir kısmı öğrencilik yıllarını kütüphanemizde geçirmiş kişilerdir. Hukuk, Tıp, Ekonomi... çeşitli fakülte ve yüksek okuldan mezun olduktan sonra, yaşama savaşının elverdiği bir sürede kütüphaneye uğrayıp, öğrencilik yıllarında devamlı oturdukları masayı görmek isteyen, hatta oturan, kendisine o yıllarda yardımcı olmuş personeli arayan duygulu, kadirşinas kişilere rastlamak her zaman mümkündür.

Çağımızda manevi ölçülerin, duyguların yerini maddi ölçülerin almasına, eski ölçü ve kıymetlerle günümüz kıymetlerinin tam bir terslik içinde bulunmasına rağmen, az da olsa bu tür eski okuyucular bulunur. Bu gibilere kütüphaneyi gezdirirken konu döner dolaşır arap saçına dönen Dişçilik Okuluna gelirdi konuşmamız. Uçan kuştan medet umardık o umutsuz günlerde.

Eski Devlet Başkanlarından Sayın Celal Bayar'ın anılarını (23) yazmaya başlaması dolayısıyla kızı Nilüfer Gürsoy Hanım ve eşi Dr. Ahmet Bey devamlı olarak Kütüphanemizde araştırma yaptıkları bir sırada onlar da devamlı çoğalan bu gazete kitap yığınlarıyla ilgilendiler. Onlara da otopark-kütüphane savaşını anlattım. Birkaç gün sonra İstanbul Valisi Vefa Poyraz'ın Kütüphanemize geleceği bildirildi. 1966 yılının Şubat ayı başlarıydı ve görevine henüz yeni başlamıştı. Biz arkadaşlarla, Bayar Ailesine anlattıklarımızla bu ziyaret arasında bir ilişki çıkardık. Sayın Bayar, Devlet Başkanı olduğu dönemde birkaç kez Kütüphaneye geldiklerinden müessesemizi tanıyan bir büyüğümüzdü. Poyraz geldi, gezdi, gördü ve o tarihten sonra bizim maddi ve manevi desteğimiz oldu. Muavinleri Nihad Tahiroğlu ve Hayrettin Hekim de bu çetin savaşta; kitabın, dolayısıyla bizim yanımızda yer aldılar.

Belediye ile Vilayet'in birbirinden ayrılmış olması, Kütüphanemize yardımcı olmak için bütün iyi niyetlerini ortaya koyan Poyraz'ın elini kolunu bağlıyor, bir şey yapamamanın ezikliğini duyuyordu. Poyraz; gösterişten, alayişten uzak, babacan haliyle her Kütüphaneye gelişte bizlere güç verirdi. Bir gün aramızda şöyle bir konuşmanın geçtiğini hatırlarım:

- Muzaffer Bey. Siz Dişçi Okuluna arkadan girseniz ve bütünüyle işgal etseniz. Belediye de binanın boşaltılması için Vilayete yazsa. Ben de Emniyet Müdürlüğüne bu işi ağır tutmasını istesem... Acaba ne olur?

Bu konuşma, üzülen, kitap seven, memleket servetinin yok olduğunu gören bir Valinin, işin tam bir kör dövüşe girdiğini gören duygulu bir insanın konuşmasıydı,

Vali Poyraz, devamlı bu işin üzerine gitti. O'nun isteği üzerine Belediye Başkanı'nın odasında bu konuda yapılan çeşitli toplantılara katıldım. İşcan, her ne pahasına olursa olsun binayı yıkmayı ve otopark yapmayı planlamış bir ekibin başında bulunuyor. Beyazıt alt-geçidini de Dişçi Okulu'na dayamış olduğundan artık dönülemez...  olduğunu savunuyor. Bir kısım basında da Başkan'ın, İstanbul trafiğini devamlı öne süren, kurtuluşu burada arayan, fikirlerini yansıtan konuşmalar yer alıyordu (24)

«İç olaylar: “- Geçen yıl Türkiye'de, 963 gündelik gazete yayımlanıyordu.Yayınlanan dergi çeşidi 1115 'ti. 6099 çeşit de kitap yayımlandı. Kütüphanemize,yılda sadece yurt içinden 349.695 adet gazete gelmektedir. Yer temin edilmediği takdirde, Türkiye'nin en eski, en büyük ve en zengin kütüphanesinin hali feci olacaktır” dedi.

Muzaffer Gökman'ı böyle konuşturan. kütüphanenin bitişiğindeki eski Dişçilik Okulu binasının Belediye tarafından yıktırılmak istenmesidir. 

Konu, son günlerde, gerçekten tam bir -yılan hikayesi- haline gelmiştir. Belediye, Beyazıt Meydanı'nı Bakırcılar'dan Eminönü'ne kestirmeden bağla yacak olan yolun açılabilmesi için Dişçilik Okulu binasının yıktırılması gerektiği görüşündedir. Zira, İstanbul Üniversitesi'nin önünden geçen yeraltı geçidinin doğu ucu, bu binanın temeline gelip dayanmıştır. Hatta, Eminönü'nden Beyazıt'a çıkan yol üzerinde 10 milyon liralık istimlak yapılmış ve hazineye, bu binanın istimlağı için 500 bin lira ödenmiştir. Buna rağmen Belediye binayı yıkamamaktadır.

Gökman, bunun nedenini şöyle açıkladı:

“-Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 6 Kasım 1965 tarih ve 2951 sayılı Kararı, şimdilik belediyenin emelini gerçekleştirmesine engel oldu.”

Muzaffer Gökman'a destek olan Anıtlar Yüksek Kurulu'nun kararı, Belediyecileri kızdırmaktadır. Kurul, binayı “tarihi değer” de bulmuştur ve yıkılmasını engellemiştir.

Başlangıçta Belediye de, Vilayet de, Üniversitede de Devlet Kütüphanesi'nin müracaatına olumlu cevap vermişlerdir. Fakat, Beyazıt Meydanı projesi üzerinde yapılan değişiklik, -yani Dişçilik Okulu alanının, turist ve cenaze arabaları için oto-park olarak ayrılması- kütüphanecileri hayal kırıklığına uğratmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı, bu konuda Belediye'ye başvurmuşsa
da, onu kararından
döndürememiştir.

Bunun üzerinedir ki dosya; Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın Eyüp Sultan'a gömülmesini engelleyen ünlü Anıtlar Yüksek Kurulu'na gönderilmiştir. Belediye, Anıtlar Yüksek Kurulu'nun kararını iptal ettirmek için geçen ayın ortalarında, Danıştay'da dava açmıştır.

Buyurun cenge!

Bu yılan hikâyesinin sonunun nereye varacağı bilinmemektedir.

1882 yılında “Devlet Kütüphanesi” olarak kullanılmasına karar verilerek hizmete açılan Kütüphane, her yıl gelen kitapları alamayacak kadar dolmuştur. 7971 (Halen 20 bin) metre uzunluğundaki çelik raflar kitaplarla doludur. Sığmayanlar ise -Gecekondu kitap deposu (25) denilen yerde istif edilmiştir.

Kütüphanenin okuyucularının %85'i üniversitelidir. Doldurulan fişlere göre yılda 160.000 adet kitap okunmaktadır. Bundan 15 yıl önce milyonlarca lira harcanarak tahta kısımları betonarmeye çevrilen Dişçilik Okulu binasının verilmesiyle Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin 150 yıllık ihtiyacı karşılanmış olacaktır.

Fakat, Belediye Başkanı İşcan da demektedir ki:

“- Biz, İstanbul'un trafiğini hafifletmek istiyoruz. Şimdi vasıta ile 25 dakikada gidilebilen Eminönü'ne, yeni yol açılırsa 3 dakikada gitmek mümkün olacaktır. Dişçilik Okulunun, bu planı gerçekleştirmek için yıkılması zaruridir. Yüksek Anıtlar Kurulu, binanın tarihi olduğunu söylüyor. Neyin tarihi imiş? Eskiden bir ahırdı burası. Sonra Jandarma Komutanlığı oldu. Sırasıyla, Merkez Komutanlığına ve İstanbul Komutanlığına verildi. Ben tarih hocalığı yaptım. Tarihi bir bina olsa, yıkar mıyım? Üniversitenin bahçesini yıkın... diyorlar. Asıl o tarihidir, yıkamam onu! Milyonlarca lira istimlak ödendi. Eğer saha istiyorlarsa, kendilerine, istedikleri kadarını -tabii artarsa- veririz.”

İstanbul Belediyesi yetkilileri “Anıtlar Yüksek Kurulu”nun nasıl çetin bir ceviz olduğunu anlamış, ard düşüncelerini belli etmemeye çalışarak yeni bir strateji uygulamaya girişmişti.

Bu kez; «Dişçi Okulunun uzun yan cephesinden takriben 6 metrelik kısmının kesilerek, cephenin kesilen yere taşınması ve kalan kısmın kütüphane olarak düzenlenmesi esası üzerinde” yeni bir teklifle Kurula geliniyordu. Devlet Kütüphanesi'ne tahsis edilecek müstakil kütüphane binası avan-projesi dahi hazırlanmıştı.

O yıllarda Anıtlar Kurulu bir ay Ankara'da bir ay İstanbul'da üç gün süre ile toplanırdı. İstanbul'da bugün Mimar Sinan Üniversitesi adıyla anılan Fındıklı'daki binanın önündeki küçük tarihi bina Kurulun merkeziydi. Kurul'un koridorlarında olağanüstü bir kaynaşma vardı o gün. Belediye bu yeni planını geçirmek için tam kadro ve sayısız yan planlarla gelmişti. Renkli, göz alıcı, aydinger kağıtlara çizilmiş planlar. İstanbul Belediyesinin değişmez müdürlerinden Saffet Gürtav ve kalabalık bir fen grubu vardı.

Toplantılara ben giremezdim. Ama ben -misafir sanatçı- gibi her yerde vardım. Benim her yerde bitivermem Belediyecileri huzursuz ederdi. Merhum “Haşim İşcan'ı”. bir gün sayın Vali Poyraz'la şöyle hırçın bir konuşması vardı. Belediyede bir toplantıdan çıkıyorduk Başkan odasından. - Şu adam olmasa, ben çoktan o binayı yıkmıştım!

O adam... dediği, biraz ileride, odadan çıkmak üzere olan bendim. Ben bu kadar güçlü müydüm? Hayır... Devlet Kütüphanesini sevenler, onun kubbeleri altında yetişenlerin, kitabı sevenlerin gücü idi bu. Sayın Poyraz, bu konuşmayı, yazamadığım diğer ilginç devamı ile hatırlayacaklardır...

Kurul gündeminde bulunan maddeleri konuşur, gerekirse ilgilileri dinler, yerinde incelemeye gerek yoksa, karara bağlardı. O günkü toplantının en önemli konusu şüphesiz Dişçilik Okulu idi. Bir ara koridorda Belediye Grubu Başkanı Saffet Gürtav'ın yanına yaklaşarak kendimi tanıttım ve birkaç dakikasını alacağımı söyledim.

Kütüphanenin durumunu ve geçenleri anlattım. Kendisinin bir fen adamı ve öğretim üyesi olduğunu, Belediyenin yıllardır bütün kapıları suratımıza kapadığını söyledim. Yardımcı olmasını adeta yalvardım. İlgiyle dinler görüntüsü içinde şu ilginç ve o nispette ibret verici cevabı aldım ondan:

- Muzaffer Bey, belki haklısınız. Israrınız faydasız. Üzülmeye de değmez. Teknik Üniversiteyi şehir dışına almak için planlar hazırladık. Taksim'deki eski Taşkışla binası boşalacak. Orayı veririz kütüphaneye.

Yanılmıyorsam bu konuşma 1968 yılı başlarındaydı. Hoca merhumun pamuk çuvallarının dikenlere takılıp, toplayıp, borçlarını ödeyeceği hikayesini anımsattı bu konuşma bana.

İstanbul Belediyesi Başkanı Haşim İşcan'ın: 19 Mart 1968 tarihinde ölümünden sonra bir süre başkan vekilliği görevini yürüten Fenerbahçe Kulübünün o zamanki başkanı Y. Mim. Faruk Ilgaz Bey işe başladığının haftasında büyük bir nezaket ve anlayış göstererek kütüphanemizi ziyaret edeceğini bildirdi. Birkaç yardımcısı ile geldi. Kendisini kapıda karşıladık. Tarafsız bir kişi olduğu, kördüğüm olan bu işe bir çözüm yolu bulmak için geldiği ilk bakışta anlaşılıyordu (26) Kütüphaneyi gezdirdim. Her bölümün duvarında eski durumu gösteren fotoğrafları dikkatle izledi.

1 No. lu depoda idik. Bu deponun eski durumunu gösterir fotoğrafların önünde bir süre durdu. Restore edilmiş 500 yıla yaklaşan ömürlü tarihi bir anıt. Buram buram Osmanlı Türk'ü kokan bir bina. Bu bölüme binanın tarihi hüviyetine hiç dokunulmadan yerleştirilmiş en modern üç katlı çelik raf ve 280.000 kitap. Sırtımı sıvazladı.

“- Muzaffer Bey!" Ben de sizin yerinizde olsam aynı direnişi sürdürürdüm. Tanrı yardımcınız olsun...” dedi.

Ve gitti. Belediye Başkan vekilliğini de sürdürmedi. Bir daha kendisini görmedim ve görüşmedik de. O günkü konuşmasını unutamıyorum. İnsanları kazanmak da kaybetmek de o kadar kolay ki.

28 Nisan 1968'de yapılan Belediye ön seçimlerinde başkan adaylığını kazanan Dr. Fahri Atabey, 3 Haziran 1968'de başkanlık koltuğuna oturdu. Yeni başkan; Zeynep Kamil Çocuk Hastanesinin ikinci bir kurucusuydu. Bu sağlık kurumunun gelişmesi için çok emeği geçmiş bir kişiydi. Kurucuların nelerle mücadele ettiğini bilen anlayışlı bir kişi olduğu kadar, kız kardeşi Füruzan Atabey hanımın da kütüphanemizde bir süre kütüphaneci olarak çalışmış olması dolayısıyla müessesemizin de yabancısı değildi. Ancak bu iş çözülmeyecek bir düğüm haline gelmiş, belediye başkanının yetkilerini de çoktan aşmıştı. En önemlisi, Başkanın çevresindekiler de yine eski ekipti.

       “Atabey göreve başladığının haftasında kütüphane dostlarından Niyazi Ahmet Banoğlu'nun da aramıza katılmasıyla süratle bizimle temas kurdu. Karşılıklı anlayış çerçevesinde bu konuyu çözümlemek gerekti. Anıtlar Yüksek Kurulu (28) büyük bir anlayış göstererek “Binanın yan cephesinden altı metre çekilerek, Devlet Kütüphanesine tahsis edilmek üzere aslına uygun bir şekilde ...  restoresini kabul etmişti. Beyazıt Meydanı -alt geçidine- yol verecek olan bu altı metrelik kesme işi tam bir restorasyon dikkat ve inceliğiyle yapılacaktı (28). Kurulun bin bir rica, hatta yalvarma pahasına verdikleri bu müsaadeyi, İstanbul Belediyesi çok hoyrat ve acımasız bir şekilde kullandı. İnsafsız kazmaların devirdiği duvarlar, esas ana binada büyük yıkıntılar yaparken


       “ilgililer yalnız seyretmekle yerindiler. Yirminci yüzyılın bütün fenni imkanları içinde belediyeciler bu duvarı kesmemiş, geriye onarılması çok güç bir harabe bırakılmıştı. Böyle olmakla beraber basın, büyük bir iyimserlik havası içinde düğümün çözüldüğünü ve kütüphanenin
zaferiyle bittiği kanısındaydı (29)

 

10 Mayıs 1969 Cumartesi günü Milli Eğitim Bakanı Sayın İlhami Ertem Kütüphanemizi şereflendiriyor ve ziyaret defterine “... Bu büyük ve iftihar edilecek müesseseyi layık olduğu inkişaf şartlarına kavuşturacağız” cümlesini yazarken, bir yandan da yanında bulunan müsteşarına:

“- Satın mı alacağız, devir mi alacağız, karşılığında bir yer mi vereceğiz... Rica ederim bu işi artık bitirelim...” diyerek emir veriyor, Bakan, Belediye Başkanı, İstanbul Valisi arasında, İstanbul Belediyesinin Dişçi Okulu kalıntısında yaptırarak kütüphaneye hediye edeceği bina hakkında; çok sitayişkar, iltifatlara boğulmuş, ileri derecede nazik mektuplar... alınıp veriliyordu.

Oysa ki, iş bir santim ileriye gitmiş değildi. İstanbul Belediyesinde bürokrasi kuralları tam ve eksiksiz sürdürülüyordu.  

VIII. Milli Eğitim Şürası (30) dolayısıyla gittiğim Ankara'da. Arkeoloji Müzesinde verilen bir akşam yemeğinde yeni Bakanımız Prof. Dr. Orhan Oğuz'u ricam üzerine kütüphane dostları: Prof. Reşat Kaynar, Prof. Münir Aktepe, Prof. Dr. Feridun Akozan... bu iş için sıkıştıracak, Bakan da tabakçatal gürültüsü arasında müsteşarını çağırarak emir verecektir.

“- Her ne pahasına olursa olsun şu işi bitirelim...”

Ama iş... yine bitirilemeyecektir.

İki yıl sonra Nihat Erim Kabinesinin Milli Eğitim Bakanı Sayın Şinasi Orel de bu konu ile ilgilenecek, 30 Nisan 1971 günü İstanbul'a geldiğinde Kütüphanemizi de ziyaret ederek, İstanbul Belediyesinde yapılan ve Vali Poyraz'ın da katıldığı toplantıda bu konu tekrar ele alınacak, işin başından beri kütüphanemizin karşısında yer alan İstanbul Belediyesi Fen İşleri Müdürü Adnan Özet, Dişçi Okulunda yapılan 6 metrelik kesme işinde çok hoyrat davranıldığını söylemek cesaretini gösterecektir.

Fahri Atabey'in bütün iyi niyetlerine rağmen kurmaylarına; yeni bir bina yaparak kütüphaneye hediye edilmesi yerine, Dişçilik Okulu kalıntısının bir para karşılığında Milli Eğitim Bakanlığına devri fikri daha cazip gelmeye başlamıştır. İstanbul Belediyesi, personeline dahi maaş vermekte sıkıntı çektiği bu dönemde, yeni bir bina yapılmasını düşünmenin! yerine kalıntının kaç milyona satılmasını düşünmek ve savunmak en uygun yoldu. Milli Eğitim Bakanlığı'ndan alınacak 4-$ milyonla İstanbul Belediyesinin bir yarası sarılabilirdi.

Yazışmalar yeniden başladı.

Şimdi bir satıcı ve bir alıcı vardı ortada. Sonunda 1.000.000 lira üzerinden ön anlaşmaya varıldı. Belediyenin istediği bu paranın 1972 yılı kamulaştırma programına alınabilmesi için, Devlet Planlama Teşkilatına verilmek üzere tespit edilen fiyatın “Fiyat Takdir Komisyonu”ndan geçmesi gerekti. İl ve ilçelerde görev yapmakta olan “Takdir Komisyonları”nın görevi her yılın son günü son bulduğundan, Vilayet yolu ile 3 Ocak 1972 tarihinde Kütüphanemize ulaşan 22 Aralık 1972 gün ve 3688 sayılı yazı karşısında yeni bir “komisyon” kurmak gerekiyordu. Yeni bir komisyon kurulabilmesi için çeşitli kurumlardan seçilecek üyelerin sulh hukuk hakimi önünde yemin etmeleri gerekti.

Bir “komisyon” kurulması başlı başına bir problemdi. Beyazıt Devlet Kütüphanesinin bitişiğinde “EK” bina devleştiği zaman, oradan yararlanacak kişiler, önünden geçerken gururla seyredecek vatandaşlar, kimlerin nasıl ve yol harcamaları için dahi en ufak bir ücret almayı düşünmeden nasıl mücadele ettiklerini düşünebilecekler miydi?

Bir “komisyon” kurulması, denizde bir damla su... Resmi kurumlar ve kişiler arasında koordine bir çalışma sağlayarak yargı önüne kadar gidilebilmesi başlı başına bir konuydu. İstanbul gibi bir şehirde, trafik düzensizliği içinde, çok defa değil, genellikle cebinizden harcayarak takip ettiğiniz imza için kaybedilen dakika ve saatler. Yağmur, çamur ve soğuk.

Hiç bir şey bizi yıldırmadı. Koştuk bir ideal peşinde. Bu koşma ve kovalama sırasında müdür yardımcısı Hamret Güneş'in (31) muhasebecim Niyazi Ergül'ün (32) nasıl çaba harcadıklarını bugün gibi hatırlarım.

Başta Valimiz Vefa Poyraz olmak üzere, Eminönü Kaymakamı Salim Taşkın ve özellikle 2. Sulh Hukuk Hakimi Süleyman Gürsan (33)'ın büyük ilgisini gördük. Aylara sığamayacak gibi görünen işler, bir iş gününün sınırları içinde sonuçlandı ve komisyon kuruldu. İlk toplantının sonunda; çaplı, roperli bir krokinin temini istenildi, İlk kez Kütüphanemiz. malın sahibi olduğunu iddia eden İstanbul Belediyesini kenara iterek, Tapu İdaresiyle karşı karşıya geliyor ve tapu kayıtlarında yapılan incelemede; bina ve toprağın şarta bağlı olarak hazineden belediyeye verilmiş olduğu anlaşılıyordu. Belediye burayı satmaya yetkili değildi. 6785 sayılı İmar Kanununun 31. maddesine göre Belediyeye terk edilmiş olan bu taşınmaz mal, imar planında değişiklik yapılarak bu maddenin taalluk ettiği hizmetlerden gayrı bir maksada tahsis edildiği takdirde tapu kaydı ihyaen hazine adına tesis edilmek suretiyle eski haline irca edilecek ve keyfiyet bir yazı ile Maliye Bakanlığına bildirilecekti.

Bu tarihten sonra işler biraz daha hızlandı. Biz şimdi Belediyeyi, kütüphaneden evvel cenaze ve turist arabalarına oto-park diye dayatan İstanbul Belediyesini muhatap almıyor, kanunun çizgisi üzerinden hedefe doğru sağlam adımlarla yürüyorduk.

İstanbul Defterdarlığı'nın 10.7.1973 gün ve Servis: 2-516-1629-17475 sayılı yazıları Eminönü Tapu Sicil Muhafızlığından: “... Yoldan arta kalan toprak ve bina kalıntısının yeniden -Hazine- adına ihya edilmesini ve intifa hakkı Kültür Bakanlığınca talep edilmekte olduğundan bu hususta Maliye Bakanlığının 11.5.1973 gün 3121-1030/73-Sb.3/1-11401 sayılı örneği ekli yazısı gereğince söz konusu taşınmaz malın hazine adına tescili ile yeniden düzenlenecek -tapu senedi- ve -çaplı tasarruf- belgesinin gönderilmesi istenildi.” İşler bu yandan kütüphane yararına hızla gelişirken, İstanbul Belediye Meclisi 27.6.
1972 günü yaptığı toplantıda 1972/293 sayılı kararla plan değişmesi yapılıyor,
Oto-park, cenaze arabası yeri isteklerinden vazgeçerek Dişçilik Okulundan kalan toprak ve bina kalıntısının kütüphane olmasını kararlaştırıyor, plan tadilatı İmar ve İskan Bakanlığınca onaylanıyordu.

Bu kez köprünün altından geçen sular Kütüphaneye doğru akıyordu.

Sonunda ...kitap galip gelmişti. Bu bir tür kitabın zaferi idi.

1205.76 m2 toprak ve harap bina; Eminönü Tapu Sicil Muhafızlığının 17 Aralık 1973 gününde 8194 yevmiye sayısıyla 963. sayfasına Maliye Hazinesi adına kaydedilmiş, ihyaen yeniden tapu verilmiş, Maliye Bakanlığının II Şubat 1974 gün ve 3121-1030/74 Şb. 4/1 Md. 2343 sayılı yazısıyla Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne tahsis edilmişti.

                                                       '"      '"

Çocukça bir davranış olduğunu biliyorum ama, Diş Tababeti Okulu'nun yıkıntısı da olsa Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne verildiği hakkında Bakanlıktan gelen tahsis yazısının birkaç fotokopisini çıkartarak Kütüphanenin demir kasasına kilitledim, Birini de kulağınıza fısıldayım eve götürdüm. Evde, bu mücadelenin başından itibaren değerlendirdiğim Dişçilik Okulu Savaşı adını verdiğim dosyaya özenle yerleştirdim.

1961'den 1974'e tam 13 yıl süren maç, devamlı bizim sahada oynanmıştı ama, sonunda karşı tarafın kesin yenilgisi ve Kitabın Zaferi ile son bulmuştu. Ama içimde nedenini bilmediğim bir huzursuzluk bir endişe vardı. Gizli bir kuvvetin binayı elimizden alacağını, eski kötü günlerin hortlayacağından korkuyordum temel atılmadığı sürece. (34)

Şimdi yeni bir savaş başlıyordu. Ek binanın planı ve gerekli ödeneğin ilgili makamlarca ayrılması ve temeline ilk Harcın atılması. Yıllar boyu süren «Otopark-kütüphane» mücadelesi sırasında Anıtlar Yüksek Kurulu, Dişçilik Okuluna «tarihi» damgasını vurduğundan ötürü bina kalıntısında cepheyi ihya ederek eski haline dönüştürülmesi, restore edilmesi gerekiyordu.
Hazırlanacak avanprojenin bu yönden ayrı bir özelliği vardı. Uygulama planı çizilmeden evvel
Anıtlar Yüksek Kurulu'nun onayından geçmesi, plan çalışmasının «anlaşmalı» olarak sürdürülmesi lazımdı.

1974 yılı, bir adım atılmadan arkada kalmıştı.

1975 yılında projenin hazırlanma işiyle İstanbul'da «Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü Rölöve ve Anıtlar Şubesi» görevlendirildi. Bu şubenin mimarları kütüphanemizden ihtiyaç listesini almak suretiyle çalışmalarını sürdürdüler. Taslak hazırladılar, anladığımız kadarıyla «Anıtlar Yüksek Kurulu» ile müşterek çalışma sürdürülemediğinden 1975 yılı da kaybedilmiş yıllar arasında yer aldı.

1976 yılı gelmiş, 16 yıl arkada kalmıştı. Son bir çeyrek yüzyıl herkesin gıpta ile çalışmalarını izlediği, gururla seyrettiği Beyazıt Devlet Kütüphanesi artık nefes alamaz bir haldeydi. Bir zamanlar ilmi toplantıların yapıldığı, konferanslar. konserler verilen okuma salonunun üçte ikisi paravana ile bölünmüş depo olarak kullanılıyordu. Koridorlara gazete ciltleri istif ediliyordu. Kitap bağışı yapmak için başvuranların istekleri eskisi kadar canla karşılanamaz olmuştu. 30 yıl evvelki durum yeniden hortluyordu sanki.

1976 yılında plan hazırlama işinin, Bayındırlık Bakanlığı çalışma alanına alındığı bildirildi. Proje Ankara'da hazırlanacaktı. Oysa ki hazırlanacak proje yerinin İstanbul'da olması, toprak üzerinde tarihi bir bina kalıntısının bulunuşu, Devlet Kütüphanesi binasıyla projenin bağlantılı oluşu, mimar kütüphaneci işbirliğinin gerekmesi, Anıtlar Yüksek Kurulu'nun İstanbul'da bulunuşu... gibi ana nedenler dolayısıyla projenin İstanbul'da hazırlanması en salim yoldu ve Bayındırlık Bakanlığı'nın İstanbul'da bu işle uğraşabilecek kuruluşları da vardı.

12 Mart 1976 gün 740.1-219 sayılı yazıyla düşündüklerimi, ayrıntılara inmiş bir yazı ile Kültür Bakanlığı'na arz ederken, 17 Mart 1976 günü Beyazıt Postanesinden Kültür Bakanı Sayın Rıfkı Danışman'a 870 sayılı taahhütlü mektupla durumun nezaketini özel olarak arz ettim… “Cesaretimi bağışlayın ve bu işe siz el koyun. 1976 yılı bütçesine etüt ve proje karşılığı olarak ödenek konulması ve benzeri iyi niyetler çok defa bürokrasinin acımasız dişlileri arasında erir gider. 1975 yılında İstanbul Röleve Müdürlüğü görevlendirildi. 1976 yılında Bayındırlık Bakanlığı görevleniyor. Her geçen dakika aleyhimize işliyor. Sahip olduğumuz yeri kaybetmemiz de mümkün. Bayındırlık Bakanı ile yapacağınız bir konuşma, (Anıtlar Yüksek Kurulu/Mimar-Mühendis/Kütüphaneci) işbirliğini bürokrasiden kurtarır. Bu sizin eseriniz olsun. Himmetinizi bekliyor...”

1976 yılı Haziran ayında İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda yeni bir köşkün geziye açılması dolayısıyla Kültür Bakanının yaptığı basın toplantısı sırasında, konunun önemini orada da anlatmaya çalıştım. Koltuğumun altında kocaman pafta ve planlarla Bakanın uygun bir anını bulmak için nasıl çaba harcadığımı burada anlatmam mümkün değil. Sayın Bakan dikkatle dinledi beni. Esasen birkaç gün evvel de bu iş için Ankara'ya çağrılmıştım. Bayındırlık Bakanlığı yetkilileri büyük bir anlayış göstererek proje ve planların İstanbul'da “Bayındırlık Bakanlığı 1.Bölge Müdürlüğü” tarafından hazırlanmasını karar altına alarak dosyayı İstanbul'a gönderdi. I. Bölgenin ilgili uzmanları dosya üzerinde çalışmaya başladı ve 1976 yılı da böylece arkada kaldı.

15 Nisan 1977 günü avan-proje hazırlanmıştı artık. Bir kopyası masamın üzerinde duruyor ve ben onu gururla seyrediyordum. Gözlerimde bitmiş bir binayı içen bir kişinin mutluluğu vardı. Öğle tatilinde arkadaşlara plan üzerinde izahat verdim. Gün ışığından yoksun, sağlık dışı yerlerde çalışan, Beyazıt Devlet Kütüphanesini teknik bakımdan üst düzeye çıkaran onlardı, Bir çokları gibi daha iyi koşullara gitmemişlerdi maçı bırakıp. Onlara yeni binadaki çalışma yerlerini gösterdiğimi hatırlarım. Ama... plan üzerinde.

Anıtlar Yüksek Kurulu 14 Mayıs 1977 günü 9840 sayılı kararıyla ön planı onayladı. Artık uygulama planlarının çizilmesine engel kalmamıştı. Uygulama planları için de bir takım hazırlıklarımız vardı yıllardan beri üzerinde uğraşılan. Kurul ve İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim üyelerinden Prof. Sayın Kemali Söylemezoğlu, uzun süredir öğrencilerine bu konuyu tez v.b. şekilde veriyor, zaman zaman Kütüphanede bizim de katıldığımız çalışmalar yapılıyordu. Çok ilginç ve yararlı ön-planlar hazırlanmıştı geçen süre içinde. Bu konu ile uğraşacak yeni ekibin bu çalışmalardan yararlanacağı muhakkaktı, nitekim de öyle oldu.

1977 yılı Temmuz ayında isteğimle emekli oldum tam 44 yıl kesintisiz kütüphanecilik hizmetini ardımda bırakarak. Artık “eski bir kütüphaneci” idim. Kutsal emaneti genç arkadaşlarıma bıraktım. Genç arkadaşlarımın, eski yardımcım, yeni Müdür Hasan Duman arkadaşımın bu konuya ciddiyetle eğildiklerini görerek seviniyor ve bir emeklinin yapabileceği küçük fırsatlarla onlara yardımcı olmaya çalışıyordum (35).

Beyazıt Devlet Kütüphanesinin 1.000.000 kapasiteli (EK) binasının temeli 1979 yılının son ayında atıldı. Kitabın zaferi böylece toprak üzerinde de anıtIaşmış oldu. Eski bir kütüphaneci olarak yapıyı fırsat buldukça dolaşıyor, parasal durumun aksamaması için de imkanlarım içinde bir şeyler yapmaya çalışıyorum (36).

 

-----------------------------------------------------------------------------

1) Dünyanın başta gelen kütüphanelerinden Amerika'da (Library of Congress) de iki
ayrı binadadır. Aralarında cadde ve park vardır. İki büyük bina tünel ile bağlıdır birbirine.
Diğer ülkelerde de vardır benzerleri. Filmlere dahi konu olmuştur bu tüneller. İngiltere'de
bir filmin adının (Kütüphanedeki ceset) olduğunu hatırlarım.

2) M. Gökman: Kütüphanelerimiz ve Müzelerimiz için İnsan ve Yönetici. 1982. 1. Kültür Şurası'na katkı. Dip not 1 vd.

3) M. Gökman: Beyazıt Umumi Kütüphanesi. Restorasyondan sonra yeni hüviyetiyle.      M. Eğitim Bakanlığı yayını ve Kitaplar Arasında 44 Yıl. 1977.

4) Günümüzde müstakil (katalog bölümü) olarak kullanılmaktadır. O yıllarda ahşap
raflarla donatılmıştı. Personel de burada çalışmasını sürdürürdü. İki kubbeli 14 x 7 m2,
taş, tonoz, sağlıksız bir yer.

5) M. Gökman: Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu ve Atatürk'e ait bir hatıra.

Türk Kütüphanecilik Derneği Bülteni. I (1952) ve Yıllar Boyu Tarih Dergisi. Sayı 11, Kasım,
1983 “Kütüphaneci Mustafa Kemal.”

6) Aziz Berker (1899 - 30 Ocak 1968) TKDB. I (1952), XIII (1964), XVII (1968) I, II.

Merhum büyük bir aşkla kesintisiz 25 yıl genel müdürlük görevini sürdürmüştür en kısır koşullar içinde.

7) Y. Mimar R. Akal, T. Sarp, M. Padova, S. Ülgen, C. Tamer...

8) 24 Nisan 1952 tarihinde faaliyete geçen, çok ileri araç ve gereçlerle donatılmış Çocuk

Kütüphanesi- bilahare yer darlığından kitap deposu haline getirilerek II no.lu Süreli
Yayınlar Deposu oldu.

          9)İstanbul Belediyesi 18 Mart 1965 gün ve 1912 M.T.S. 2681 (Dosya 2368) 1964.

          9b) Okul arkadaşım ve meslektaşım İsmet Parmaksızoğlu'nu en verimli çağında 7 Ocak 1984'te toprağa verdik. Nur içinde yatsın.

         10) Anıtlar Yüksek Kurulu. Karar no. 2890, tarih 25 Eylül 1965.

     11)Anıtlar Yüksek Kurulu. Karar no. 2951, tarih 6 Kasım 1965. Bu karara bir üye muhaliftir.

         12) Anıtlar Yüksek Kurulu. Karar no. 2890, tarih 25 Eylül 1965.

         13)Milliyet Gazetesi, 23 Kasım 1967.

         14) Prof. Dr. Şehsuvaroğlu, İst. Tıb Tarihi Enst. Müdürü. Beraber bir kitapçık yayınlamıştık onunla. İstanbul Şehir Kütüphanesi'ni kurmak için oluşturduğumuz Derneğin merkezi Beyazıt Devlet Kütüphanesiydi. Kurduğumuz derneğin değişmez başkanıydı. O yıllarda çok sık görüşürdük. Beyazıt'ta Simkeşhane binası O'nun büyük çabasıyla restore edilerek (İl Halk Kütüphanesi) ne verildi. Bu konuda bizi desteklemedi. En verimli çağında kaybettik. Nur içinde yatsın.

         15) Prof. Kuban, Teknik Üniv. Öğretim üyesi. Maddi ve manevi yardımını gördüğümüzü
hatırlamıyorum. Oysaki öğrencileri o kadar çok bizim kütüphaneden yararlanırlardı ki, İTÜ.
Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enst. 8 Ocak 1976.

 16) Prof. Dr. Tekindağ, İst. Üniv. Ed. Fak. Tarih Bölümü öğretim üyesi Aynı bölümde
okul arkadaşım, o bizden üç sınıf yukarıdaydı. Kütüphanemizden devamlı yararlanan bir
kişiydi, yer sıkıntısını yakından gören bir kişiydi de. Verimli çağında kaybettik. Rahmet olsun.

 17) Revaklı avlunun üzeri örtüler ek bir galeri haline getirilmesi düşünülmüş, mantar
tipi örtü planı Prof. Feridun Akozan tarafından kütüphaneye bir armağan olarak çizilmiş ve parasal yönü de Sayın
Neçmeddin Sahir Sılan tarafından karşılanmıştır. Bu suretle kütüphane, klasik Osmanlı yapısı içinde 220 m2 bir galeri kazanmıştır.

 18) Reşat Ekrem Koçu (1905 - 9.7.1975). Öğretmen, yazar. Türk tarihi araştırmalarında
yeri doldurulmayacak kişi. Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin gelişmesi ve geleceği ile ilgili
mücadelede, kitabın ve kütüphanenin değerini bilen kişilerden biri olarak kalemiyle savaşta
en önde yer aldı. ur içinde yatsın.

 19) Yeni Tanin. İstanbul, 7 Şubat 1966.

       20) Cumhuriyet Gazetesi, 28 Şubat 1967.

       21)Yeni Gazete. 25 Şubat 1968, 26 Şubat 1968, 13 Nisan 1968.

20) Diş Tababeti Okulu'nun yıkılmayarak Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne verilmesi için çırpınan (bir tek üye aleyhte de olsa) Anıtlar Yüksek Kurulu'nu her vesile ile minnetle andık ve yazdık. Devlet Kütüphanesi'nin EK binası bitimi son bulunca bu Kurul Üyelerinin adlarını mermer bir plaket üzerinde bir salona asılmasını tekrar işliyorum. Onlar bizim umutsuz
günlerimizde tek dayanağımızdı.

21) “Ben de Yazdım”. 1965 dv.

22) Akis Dergisi. Sayı 9, II Aralık 1967. Dergi, olayı kendine özgü diliyle anlatarak
“Maç henüz I-I berabere görünüyor” der.

23)) Kitap paketlerinin üstü üstüne yığıldığı, bulunup çıkarılması mümkün olmayan ambara, personel zamanla (İşcan Kitaplığı) adını vermişti. Bugün de aynı adı taşıyor mu? bilmiyorum ama, İstanbul'da yayımlanan (Güneş Gazetesi)'nin 13 Ekim 1983 tarihli sayısında (Okunmayan Kitaplar Kütüphanesi) başlıklı yazıda bu müzmin yaraya parmağını basıyor yazar. Yeni EK bina ne zaman biter? diye soruyor. 15 yılı boşuna harcadık. Milliyet Gazetesi L.4.1984'te (Beyazıt Kütüphanesi'nin ek bölümü 10 yıldır tamamlanamadı) diye yazıyor.

24) Tercüman Gazetesi 16 Nisan 1968, Yeni Gazete 1 Haziran 1968.

25) Kitap paketlerinin üstü üstüne yığıldığı, bulunup çıkarılması mümkün olmayan ambara, personel zamanla (İşcan Kitaplığı) adını vermişti. Bugün de aynı adı taşıyor mu? bilmiyorum ama, İstanbul'da yayımlanan (Güneş Gazetesi)'nin 13 Ekim 1983 tarihli sayısında (Okunmayan Kitaplar Kütüphanesi) başlıklı yazıda bu müzmin yaraya parmağını basıyor yazar. Yeni EK bina ne zaman biter? diye soruyor. 15 yılı boşuna harcadık. Milliyet Gazetesi L.4.1984'te (Beyazıt Kütüphanesi'nin ek bölümü 10 yıldır tamamlanamadı) diye yazıyor.

26) Tercüman Gazetesi 16 Nisan 1968, Yeni Gazete 1 Haziran 1968.

27)  Anıtlar Yüksek Kurulu. Karar No. 4340, II Ocak 1969.

28) İstanbul Belediyesi 3 Nisan 1969 gün, İmar Planlama Md. Eski Es Şb. sayı: 1579.
“Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 4340 sayılı kararı uyarınca binanın cepheden 6 m derinliğindeki kısmı kesildikten sonra geri kalan bölümü onarılarak kütüphaneye verilecektir.”

Cumhuriyet Gazetesi, 13.5.1969 «İlim parayı yendi; Dişçilik Okulu Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne veriliyor.

Milliyet Gazetesi, 13.5.1969 ”Dişçi Okulu Kütüphane oluyor.”

Yeni İstanbul Gazetesi. 13.5.1969 “Dişçilik Okulu Kütüphane olacak.”

Akşam Gazetesi. 13.5.1969 “Dişçilik Okulu binası Devlet Kütüphanesine devredildi.Yeni” Gazete. 13.5.1969 Yedi yıllık ihtilaf sona erdi. “Tarihi Dişçilik Okulu binası kitaplık oluyor.”

29)Hürriyet Gazetesi. 13.5.1969 “Eski Dişçilik Okulu, Beyazıt Devlet Kütüphanesine veriliyor”

30) Asil üye. 28.9.1970.3.10.1970.

31)Hamret Güneş (Bozkurt) halen Kadıköy Aziz Berker Kütüphanesi'nde müdür.

32)Niyazi Ergül, erken emekli oldu. Halen mali bir kuruluşun başında

33)Hakim Süleyman Gürsan. Akhisar'da Zeynelzade Kütüphanesinin ikinci kurucusu sayılabilir. Kitabı seven sosyal çalışmalarda önderlik eden bir kütüphane dostu. İstanbul'dan emekli oldu. TKDB C. XV, 1966, sayı 4.

    34) Bir vatandaş bir gecede Diş Tababeti Okulunun yıkıntı bahçesinde gecekondu işyeri
tesis etmiş ve telefon dahi bağlata bilmişti. Olayın basma fotoğraflı olarak aksetmesiyle konduyu güçlükle yıktırabildik ve koruma tedbirlerini daha da arttırdık. Hürriyet Gazetesi,
26 Ekim 1976.

35)      M. Gökman: Kitaplar Arasında 44 yıl. 1977.

Kitabın öyküsünü dinler misiniz? Bir Günün Hikayesi. Hürriyet Gazetesi, 19 Haziran 1978.

     36) Nail Güreli: «Kütüphane olamayan binanın yılan hikayesi». Milliyet Gazetesi Aktüalite. 24 Ekim 1982.

M. Gökman: Muhterem İlhan Evliyaoğlu Beyefendi'ye Açık Mektup. “Kütüphane ve Müzelerimiz için İnsan ve Yönetici” 1982.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
İlgili Başlıklar
Kitap tamamen mi ölüyor? - Kör Suikastçi adlı romanıyla bilinen Margaret Atwood'un yazısı.
Kitap tamamen mi ölüyor?
ALO 171'İ ARA SİGARAYI BIRAK
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ TARİHİNDEN ALDIĞI SORUMLULUKLA ÖNEMLİ BİR PROJEYE DAHA İMZA ATIYOR.
Osmanlı Döneminde İstanbul'da Kadınların Kurduğu Kütüphaneler - Ayten ŞAN
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, İstanbul 2010 Ajansı desteğiyle yürüttüğü "İstanbul Kadın Kadın İstanbul" projesinin sonunda aynı adla bir de kitap yayımlandı.İşte bu kitaptan Beyazıt devlet Kütüphanesi Müdürü Ayten Şan'ın Yazısı ...
Beyazıt Devlet Kütüphanesi İçin Bir Küçük Mektup - Sennur SEZER
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ İÇİN BİR KÜÇÜK MEKTUP - Sennur SEZER SEZER, Sennur, beyazıt Devlet Kütüphanesi 125 Yaşında, Haziran 2010, İstanbul
ORHAN BURİAN'IN DÜŞÜNCE DÜNYASI - Ayten ŞAN
ORHAN BURİAN'IN DÜŞÜNCE DÜNYASI Ayten ŞAN İstanbul, 25.12.2002
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ YAZMA ESER KOLEKSİYONLARI*, Nimet BAYRAKTAR
BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ YAZMA ESER KOLEKSİYONLARI* Bayraktar, Nimet. Beyazıt Devlet Kütüphanesi 125 Yaşında. Haz. V.Gülçek, S.Şentürk. İstanbul, 2010
KÜTÜPHANECİ VE KÜTÜPHANELERİN FELSEFECİ DOSTU ARSLAN KAYNARDAĞ - Ayten ŞAN
ESKİÇAGDA KÜTÜPHANE KAVRAMINI BELİRTMEK İÇİN KULANILAN KELİMELER ve ANLAMLARI
ESKİÇAGDA KÜTÜPHANE KAVRAMINI BELİRTMEK İÇİN KULANILAN KELİMELER ve ANLAMLARI Dr.Nuray YILDIZ, "Eskiçağ Kütüphaneleri" MÜ Fen Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1985

PROF. DR. ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI

*İsmail Saib Sencer’in ölümünün 40. Yılı dolayısıyla 1980’de Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde düzenlenen anma gününde yapılan konuşmanın tam metni.

n

"İŞLETME OLARAK KÜTÜPHANELER" Prof.Dr. Jale BAYSAL

n

“Bir Kütüphane Memuresinin Buruk Bir Aşk Hikâyesi ‘MUHAYYER’” İlyas DİRİN

n

KÜTÜPHANE VE KİTAP VAKFİYELERİ İLE FİHRİSTLERİNİN KÜTÜPHANECİLİK TARİHİ BAKIMINDAN DEĞERİ VE ÖNEMİ, Nimet BAYRAKTAR

n

DÜNYAYI DEGİŞTİREN BÜYÜK OLAYLARDAN BİRİ: KİTAP BASMACILIĞI* Prof. Dr. Jale BAYSAL

n

"DEVLET KÜTÜPHANESİ, KAPI KOMŞUMUZ" Arslan KAYNARDAĞ

n

"KİTABIN ZAFERİ" Muzaffer GÖKMAN. 1984

n

Üyelik Sistemi

n

Kütüphanemizin Çalışma Saatleri

n

Kütüphane nedir?
 
GÜNCEL DUYURULAR

ALO 171'İ ARA SİGARAYI BIRAK

BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ TARİHİNDEN ALDIĞI SORUMLULUKLA ÖNEMLİ BİR PROJEYE DAHA İMZA ATIYOR.

KÜTÜPHANEMİZİN ÇALIŞMA SAATLERİ İÇİN TIKLAYIN.

Üyelik Sistemi

SİTE ÜYELİĞİ
Kullanıcı:  
Şifre:
 
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü - Her Hakkı Saklıdır © 2010 Beyazıt Devlet Kütüphanesi
Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net
Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat